BT Berk Tunçer

İşte Tam Burası

2012’de merak saldım ilk kez. Aslında tam olarak 2012 mi ondan emin değilim ama adım attığım o noktanın 2012 de olduğuna eminim. Araştırmaya, öğrenmeye başladığım, okumaya ve nereden başlamam gerektiğini belirleyip yola koyulmaya karar verdiğim yıl 2012. O gününün üstünden tam 11 sene geçti. Yaşımın neredeyse yarısı. Diğer yarısına da hayattan bir haber olduğum dönem dersek aslında neredeyse ömrümün tamamı diyebilirim.

Yıllarımı verdim. Kimi zaman hakkını vererek çabaladım, kimi zamanda acayip derecede uzaklaştım, küstüm, sıkıldım. Ama hiç bir zaman sırtımı dönmedim. Ben buyum dedim. Ben buraya aitim ve ait olduğum, mutlu olduğum yerde yer olmaya da devam edeceğim dedim. Hep aradım. Doğru yer, doğru alan, doğru mekan neresi ve tam olarak ne yapmak istiyorsun diye sordum. Bu sorunun cevabını 2017 de üniversite yıllarında buldum. Bulduğumu geç farkettim, farkettiğimde her şey başka evreye gelmişti belki ama evet olmam gereken yer işte tam olarak burasıydı. Burada olmalıydım. Çünkü seviyordum. Sevdiğim her şey bir aradaydı.

Düğün, medya, reklam, turizm, haber ve daha fazla. Fotoğrafçılığın her alanını gördüm. Kiminden yıllarca ekmek yedim, kiminde sadece birkaç gün bulundum. Hatta şu an geçimimi sağlamak için halen bunlarla çaba harcamak zorunda kalıyorum. Vaktimin bir çoğunu maalesef ki bunlar için geçiriyorum. O kadar çok sıkıldım ki. İnsanlara laf anlatmaktan, anlamayan, konuşamayan ama sırf sermaye sahibi ve para verdiği için kölesi olarak gören insanlarla iş birliği yapmaktan o kadar çok sıkıldım ki. Sil baştan hep aynı döngü. Sen onca iş yaparsın, onca içerik üretirsin, yetmez o insana farklı gelir kapısı sağlar ve başka seviyelere taşırsın ama sonuç hep aynı. Hiç değişmiyor. Acaba değişmiş midir, acaba eskisinden farklı olur mu diye tekrardan bir göz atayım, son kez bir daha çabalayalım istedim. Evet bu sefer değişmiş. Kesinlikle bunu kabul edebilirim. Ama ileriye doğru olumlu bir gelişme değil ne yazıkki. Aksine geriye doğru giden bir gelişme. Daha da kötü, daha daha daha da kötü…

Ekonomiye hiç değinmeyeceğim. Yıllarca yaşadığım zorlu esnaflık koşullarına hiç ama hiç değinmeyeceğim. Asgari köle olmamak için, zamanımı satmamak, emeğimi satmak için verdiğim mücadelenin en büyük düşmanı ve her zaman boyun eğdiren o boktan düzene değinmeyeceğim.

Sezon boyunca ilk defa bir takımın takibini yapmak, fotoğraflarını çekmek, sosyal medya içeriklerini üretmek, hem basketbolu hem fotoğrafçılığı bir arada yaşamak ve her gün, her hafta bunu keyifle yerine getirmek bunca sıkıcı ve bunaltıcı işlerin arasında benim için adeta bir rehabilitasyon, adeta bir meditasyon, adeta bir yenilenme olmuştu. Maçlar bittiğinde resmen boşa düştüğümü, havaların bir ısınıp, bir soğuyarak, yağmurlu ve kasvet dolu günlere büründüğü şu günlerde bunu daha çok anladım. Hatta bu hafta Uşak’ta gerçekleşen ve benimde görev aldığım Erkekler Bölgesel Basketbol Ligi Final Grubu mücadelesinin de 6 takımla 3 koca gün ve 9 farklı maçta yapmış olduğum çekim, yeni salon, yeni aydınlatma, yeni yüzler, yeni takımlar ve yeni insanlar bütün bu çarka eklendiğinde yaptığım işin, bulunduğum yerin beni nasıl mutlu ettiğini ve benim ben olduğum yerde olduğumu bir kez daha anlamış oldum. Tüm bunaltıcı günlerin üstüne bu organizasyonun burada olması adeta tekrardan bir yenilenme oldu benim için.

Yeni oyuncularla tanıştığım, yeni yönetimlerle bir araya geldiğim, yeni yüzler gördüğüm güzel bir organizasyon. Yaptığım işten takdir görmek, insanlardan teşekkür almak ve beni gördüklerinde yüzlerindeki o tebessümlere şahit olmak o kadar güzel bir duygu ki tarifi yok bunun. Ertesi maçta karşılaştığım oyuncunun yanına gelip fotoğrafları için sana teşekkür etmesi, kendi fotoğraflarına hayran olması, bir başka oyuncunun güzel fotoğrafı olmadığı ya da benim yakalayamadığım için tatlı küçük sitemi, bir takımın seni düşünerekten getirdiği hediye, geçmişte sahada fotoğraflarını çektiğim insanların şu anki fotoğrafları görüp ya ekipmanların yeni ya da kendini çok daha fazla geliştirmişsin diyerek takdir edişi… Daha o kadar çok şey sayabilirim ki şu 3 gün de yaşadıklarıma dair. Ve daha 2 günü var organizasyonun bitmesinin. Dolu dolu geçecek 2 gün.

Evet seviyorum. Basketbolu, basketbol içerisinde olmayı, sahada olmayı. Evet zamanında oynadım ve halen de oynamak isterim ama şunu çok iyi biliyorum yerim o sahada topu çemberden geçirmeye çalışmak değil. Yerim o sahada mavi çizgilerin arkasında elimde makinem ile o sahada yer alan mücadeleyi ölümsüzleştirmek. Sevdiğim iki işi bir araya getirmek. Basketbolun sahada oynanan oyundan daha fazlası olduğunu hissetmek ve hissettirmek. “Anı yakalamak” Anı ölümsüzleştirmek. O andan güzel karelerle içerikler üretmek.

İşte bunu seviyorum.

İşte benim yerim.

İşte tam burası.

Son Yazılar

Yapay Zekâ Neden Herkese Aynı Sonucu Vermiyor?

Yapay Zekâ Neden Herkese Aynı Sonucu Vermiyor?

Yapay zekâ son yılların en çok konuşulan konusu haline geldi. İçerik üretiminden reklamlara, iş planlarından veri analizine kadar…

Yerel İşletmeler İçin Düşük Bütçeli Reklam Stratejisi

Yerel İşletmeler İçin Düşük Bütçeli Reklam Stratejisi

Yerel bir işletme sahibiysen günün büyük kısmı dükkânda geçer. Ürünle ilgilenirsin, müşteriyle ilgilenirsin, tedarikle uğraşırsın. Gün sonunda kasayı…

Dijital Pazarlamada En Büyük Hata: Sabırsızlık

Dijital Pazarlamada En Büyük Hata: Sabırsızlık

Dijital dünyada büyümek isteyen birçok işletme aynı beklentiyle reklama başlar, hızlı sonuç almak. Reklam açılır, içerikler hazırlanır, sistem…

Ajans mı Freelancer mı? İşletmelerin En Büyük Dijital Hatası

Ajans mı Freelancer mı? İşletmelerin En Büyük Dijital Hatası

Dijital dünyada büyümek isteyen hemen hemen her işletme aynı soruyla karşılaşıyor: Bu işi kime yaptırmalıyım? Bir ajans mı…