BT Berk Tunçer

YO-RUL-DUM

TAM ANLAMIYLA BU SEFER GERÇEKTEN

Tam anlamıyla bu sefer gerçekten yoruldum…

Daha önce defalarca kez demiştim. Yoruldum, yapamıyorum, dayanamıyorum gibi olumsuz şeyler hep dile getirmiştim. Aslında bir nevi amacım içimi dökmekti. İçimdeki olumsuzlukları döküp rahatlamak ve temiz bir sayfa ile yeni bir günle devam etmekti. Hep de öyle oldu. Defalarca, ama defalarca kez yıkıldım. Defalarca kez hayal kırıklığı yaşadım, dibi buldum. Düşündüğüm, planladığım hiç bir şey hiç bir zaman istediğim gibi olmadı. Döndüm dolaştım hep aynı nokta etrafında yuvarladım. Ayağa kalkmaya çalıştıkça tekrardan düştüm, tekrardan yuvarladım. Ama hiç bir zaman dim dik ayakta duramadım. 

Neden bilmiyorum inan neden bilmiyorum bende. Hep diyorum, gecikiyorsa güzelleşiyordur sen mücadelene devam et diyorum ama her yıkılışta daha da güçlenmek yerine daha da derinlerde kayboluyorum.

Yıprandım iyice. Kazanmaya çalışmaktan yıprandım. Hiç emek sarfetmeden kazananları izlemekten yıprandım. Kendimin daha iyi versiyonunu ararken kendimi kaybediyor olmaktan yıprandım…

Hiç ama hiç bir alanda yüzü güzelmez mi kardeşim 27 yıldır bir insanın. Elimi attığı, içinde bulunduğum her yerde hep mi cefa çeken bir durumda bulmak zorundayım kendimi. Sözlerim yanlış anlaşılmasın sebebi isyan değil, yaşantıma içimde bulunduğum şartları inkar değil. Sadece bir sitem. 

Bir hobim olur mesela, öğrenmek için emek harcarım, zaman harcarım ancak o hobiyi devam ettirebileceğim bütün ortam dağılır, bir aksilik çıkar hep. 

Bir değil tam 3 defa girişimde bulundum mesela. Hepsinde mi sıkıntılı dönem beni bulur. Mesleğimi yapmaya çalışırım, tüm dünya da sözde salgın çıkar. Tüm her şey bir anda durur ve kaybolur giderim. Ticaret yapmaya çalışırım ülkenin ekonomisi darmadağın olur, cepte zaten para yok, enflasyona yenilirim. Bildiğim, öğrendiğim, deneyimlediğim, bilgimi satmaya çalışırım, hep hor gören, aşağılayan, küçümseyen ama bir şekilde boş beyinleriyle paraya sahip olan kişisel çıkar karşıma hep her yerde bir darbe alıyorum. 

Kendimi eleştireyim diyorum. Kendimde arayayım önce sebebini. Ben bir yerde bir şeyleri mutlaka eksik ya da hatalı yapıyor olmalıyım ki defalarca kez aynı döngü içerisine gireyim. Ama her ne kadar yetkinliğimi arttırırsam arttırayım, her ne kadar eksiğimi kapatmaya çalışırsam çalışayım illaki bir şekilde dışarıdaki etkene hep mi yenilmek zorundayım ya. Hiç mi mutlu olamayacağım.  

Çok bir şey değil oysaki istediğim. Sadece mutlu olmak, huzur içinde, kendi yağımda sevdiğim insanlarla kavurulup gitmek. Kurmuyorum kardeşim milyar dolarlık hayaller. İstemiyorum öyle bir çöplük. Sadece kendi ayaklarımın üzerinde özgürce durabileceğim bir sistem istiyorum artık. 

Yoruldum diyorum ya hani. Onca yıldır uğraş uğraş uğraş… Ama bir şey elde edemiyorum bundan yoruldum. Kendime söz geçirememekten yoruldum. Gereksiz insanların, gereksiz triplerinden, liyakatsız yöneticilerden yoruldum. 

Nedenini, niçinini, nasılını sorgulamıyorum. Sadece bu düzen içerisinde olmak yorulduğumu dile getiriyorum. Bu düzene baş kaldırmaktan, istediğimi almak için ısrar etmekten yoruldum. 

Şu an mesela bu sayfayı açtım ve bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Çünkü öfkeliyim, sinirliyim… Boşalmam ve rahatlamam lazım. Duygularımı bir şekilde haykırmam lazım. 27 yıldır hiç bir zaman hiç bir şekilde hiç bir kimseye yapamadım bunu. Hep kendime kapanıp, kendimle baş başa kalarak yaptım. Yazmayı keşfettim böylece, yazarak rahatlamayı. Çok azdır mesela mutlu olduğum anı kaleme aldığım. Zaten öyle anlarda azdır genelde ama…

Doğuştan Beşiktaş’lıyım. Amcam, babam… onların arasında, onlardan görerek sevdalanmışım bu renklere. Hiç sorgulamadım neden diye. Hep kaybediyorduk küçükkende, hep gerideydik.. Sınıfta mesela 2-3 kişiydik hep. Hiç bir zaman bir elin parmak sayısını geçemedik ama hep gururla elimi kaldırırdım kim Beşiktaşlı dediklerinde. Belkide kendimi buldum renklerinde, tarihinde. 

Efendidir Beşiktaşlılık. Seba’dır, Baba Hakkıdır, Hakkı Yetenlerin takımıdır Beşiktaşlılık. Sadece sahada oynanan oyun değildir, bir kültürdür Beşiktaşlılık. 

Kendimi bulduğumdan olsa gerek Beşiktaş ta aynı ben gibi. 2014’den sonra öyle bir prime dönemi yaşadıki evet dedim ya yıllardır çektiğimiz derde kedere artık bir nokta geldi. Bundan sonra ekleme yaparak, ufak tefek düzenlemelerle tadından yenmez. Hep mücadele, hep gülen tarafta oluruz. Aynı dönemde bende üniversite yıllarımda başarılı bir döneme imza atıyordum. Sadece kağıtta aldığım notlarla değil, ürettiklerimle, öğrendiklerimle, yetkinliklerimle… Ama olmadı. Beşiktaş’ımıda dışarıdan karıştırdılar. Tıpkı bana olduğu gibi. Orayada müdahale ettiler ve güzel giden bir şey sırf kendilerine karşı diye engel oldular. Yaptılar bunu, göz göre göre hemde. 

Oysaki tek mutlu olduğum ortamdı. Toplanıp maç izlemek, siyah-beyaz muhabbetti yapmak, siyah ve beyazın getirdiği dostluklarla bir arada oturmak, ekmeğini paylaşmak. Güzel giden şeyi bilinçli bir etkiyle dağıttıklarını gördükten sonra koptum bende. Yanlış anlaşılmasın. Gönül verdiğim renklerden değil, takip etmekten koptum. Topluluklardan, sohbetlerden, bir arada olmaktan koptum. İyi gelmiyordu çünkü. İyi hissettirmiyordu. Onca derdin içinde birde bana hiç bir kazancı olmayacak şeyle dertlenmekten koptum. 

Ama bir gözüm hep oradaydı. Nasıl bırakırsınki tutkunu. Olmuyor işte. Sıkı bir şekilde olmasada ara ara bakıyor, durumunu gözlemlemeye çalışıyordum. Basketbolda da yapmışlardı bunu. Beşiktaş basketbol takımı ligi ve avrupayı domine ettiğini gördüklerinde hemen dağıtmışlardı. Futbolda da yaptılar aynı şeyi. Koptum ama bırakamıyorsun işte. Çünkü sana iyi gelen şeyin tekrardan iyi gelebileceğini umuyorsun. Her seferinden tekrardan umuyorsun işte. Aynı hatayı defalarca yapmak gibi…

Bana bu satılarıda döktüren yine o. Yine siyah beyaz sevdam aslında. İçimdeki tüm duygu patlamasını yaşatan şey yine o… yıllardır futbolda oynanan kötü oyun, kaybolan ruh. Son yıllarda ruhu falan kaybetmeyi bırak, ceseti çıkmış, üstü sıvanmış bir sistem. Ve bugün bu sene… Bir umut, bir başlangıç dediğimiz sezona rezil bir şekilde başlamak, avrupada senin 1000/1 olan takıma elenmek. Beşiktaş’ın arması, ruhu olsa sahada hiç şüphesiz izleyenlere büyük bir resital yaşatırdı oysaki.

Tek umudum basketbolunda. Son 2 sezondur çok güzel bir ivmelenme yakaladılar orada. Bu sezon güzel bir hedef, güzel bir kadro ile güzel bir başlangıç içindeler ama bakalım. Oraya da çelme takmasınlar.

Basketbol demişken içimde bulunduğum basketbola da değinmeden edemeyeceğim. Orası da ayrı bir tantana. Koca şehirde, şehrin tek markasına, şehir yıllar önce avrupalarda temsil etmiş, ülkede Uşak denilince Karadenizde sananlara Ege de olduğunu hatırlatmış, öğretmiş ve şehri bir araya kitlemiş tek organizasyon olan takımıda yıllar önce bu şekilde yediler işte. 

Biz, içinde bulunduğum kulüp, şu an bütün bir gayretiyle bu ruhu diriltmeye çalışıyoruz. Ama imkansızlıklar içerisinde. Orada da imkansıza mücadele ediyorum. Orada da olmuyor. Bir üst için defalarca imkan olmasına rağmen, defalarca mücadele etmemize rağmen, bu istediği, bu ruhu sahada ve tribünde görmesine rağmen şehrin ileri gelenleri hiç bir şekilde buna müsade etmiyor. Anlamıyorum…

Yoruldum işte. Hobilerimde, işlerimde, ilişkilerimde, yalnızlığım içerisinde mücadele etmekten yoruldum. Daha sayabileceğim ama saymaya üşendiğim onca şeyden yoruldum. Şurada bir dursam, bir nefes alsam. Hatırladığım en küçük yıllarımdan kaleme alarak yazsam, onca imkan içinde nasıl bu kadar imkansızlık yaşadığımı okuna herkesin benden daha çok yorulacağına o kadar çok eminimki.

İşte bu yüzden yoruldum. Durulduğum an her şey siliniyor ya, nefes almaya, dur demeye imkan yokmuşcasına mücadele edip bir es verdiğim an her şeyin geriye gitmesinden yoruldum. Yıllarca sistem kurmak için mücadele edip, kurulan hiç bir sistemin çalışmayışı, hata kaza çalışanında dışarıdan müdahale ile yıkılmasından yoruldum.

Bakma halen olumsuz konuştuğuma. Biliyorum yarın kalkıp tekrardan koşmaya ve mücadele etmeye devam edeceğim. Tanıyorum kendimi. Yaşadıkça bu mücadeleden vazgeçeceğimi hiç sanmıyorum. Ancak şunu da çok iyi biliyorum 10 sene önceki mücadele ederken harcadığım eforla şimdiki arasında o kadar çok fark varki. Aynı heyecan, aynı tutku, aynı çaba… ama enerji eskisi kadar olamıyor. Bu yaş almak değil. Yaşayamamaktan kaynaklanıyor aslında. 

Ya insan 3 tarafı denizlerle çevrili olan ülkesinde bir deniz kenarına gidebilmek için 50 defa düşünür mü? Bak, düşünce; işlerim ne olacak, onları ayarlayayım değil oraya gidersem ne kadar masraf olacak kısmı. Dışarıda içeceğim suyu, kahveyi, gezeceğim yerleri niye bu kadar çok hesap etmek zorundayım. Onca yıldır verdiğim mücadelenin karşılığı bu olmamalıydı. İşte o yüzden yoruldum. Onca mücadele sonunda yaşayamamaktan yoruldum.

Yine aynı şeyi diyeceğim belki ama umut ediyorum bir şekilde. Bir şekilde bir yol bulacağıma ve bu döngü içerisinden kurtulacağımı çok iyi biliyorum. Bu nasıl olur bilmiyorum, belki bu satırları okuyan sen gelir çıkarırsın beni bu döngüden – tabi eğer buraya kadar okuduysan ve bir şeyler anlayabildiysen- belki de her zaman olduğu gibi ben tek başıma mücadelemle çıkmanın yollarını ararım. 

Bir kurtarıcı beklediğimden ya da birine yazdığımdan değil bu satırları. Aksine kendimi rahatlatmak ve kendim için yazdığımdan öyle diyorum. Oradaki “sen” diye hitap ettiğim kişi belkide bu satıları tekrar okuma cesareti gösteren ben olacağım. Bilmiyorum. Belki de gerçekten beklemediğim biri…

Ama Atamında dediği gibi bir kurtarıcı aramıyorum. Kurtarıcının ben olduğumu, benim içimde olduğunu çok iyi biliyorum. Sadece umut işte…

Son Yazılar

Yapay Zekâ Neden Herkese Aynı Sonucu Vermiyor?

Yapay Zekâ Neden Herkese Aynı Sonucu Vermiyor?

Yapay zekâ son yılların en çok konuşulan konusu haline geldi. İçerik üretiminden reklamlara, iş planlarından veri analizine kadar…

Yerel İşletmeler İçin Düşük Bütçeli Reklam Stratejisi

Yerel İşletmeler İçin Düşük Bütçeli Reklam Stratejisi

Yerel bir işletme sahibiysen günün büyük kısmı dükkânda geçer. Ürünle ilgilenirsin, müşteriyle ilgilenirsin, tedarikle uğraşırsın. Gün sonunda kasayı…

Dijital Pazarlamada En Büyük Hata: Sabırsızlık

Dijital Pazarlamada En Büyük Hata: Sabırsızlık

Dijital dünyada büyümek isteyen birçok işletme aynı beklentiyle reklama başlar, hızlı sonuç almak. Reklam açılır, içerikler hazırlanır, sistem…

Ajans mı Freelancer mı? İşletmelerin En Büyük Dijital Hatası

Ajans mı Freelancer mı? İşletmelerin En Büyük Dijital Hatası

Dijital dünyada büyümek isteyen hemen hemen her işletme aynı soruyla karşılaşıyor: Bu işi kime yaptırmalıyım? Bir ajans mı…